Mart 12, 2017

Ürperten Hokkabaz


Yağmur damlaları usta bir hokkabaz. Gözyaşımı kaybediyor aniden. Aralara sular serpiştiriyor ki görmek istediğimiz şey aslında damlalardan ibaret olsun. Bulutlar ise hokkabaz kitabı. Sayfaları araladıkça damlalar adeta kesilen yaradan fışkıran kan gibi yere rastgele dökülüveriyor. Ağlamaklı oluşum beni zayıf  kılıyor her zaman. Sağ bacağımın bir anda titremesi ya da ellerimin bir anda buz tutması beni güçsüz gösteriyor. Ellerimi her suratıma götürdüğümde duvarların bana doğru koştuğunu hissediyorum. Her kulaklık çözmem de ise üzüleceğimi biliyorum. Her gülüşüm de de bir gün ağlayacağımın farkındayım. 

Son sayfayı okuyamadan denize düşmüş kitap gibiyim. Sonum belli değil, yolum belli değil. Bir karaya vuracağım elbette ama anlaşılmak için ilk sayfadan okumaya başlayacaklar. Bazısı atlayarak okuyacak, o zaman da biplenen komedi filmi gibi duracağım. Hissettiklerini dökmeyi becerebilseydi insan, tek cümle yazardı. O da mı yetmedi? Bir roman dolusu kelime saçardı. Ama yok, dökmek bize göre değil. Yazarken bile yere dökülen o ateşten sözleri içime gömüp devam ediyorum. Kıyamıyorum bazı kelimelere, dertlere. O kadar samimi ki gözyaşlarım, parmaklarıma düşüveriyor ve "Tek kelime daha yazma." diyor sanki. Fakat hırçın parmaklarıma söz geçmez vesselam. Bir gün inadımı kırıp yazmayacağım. O gün de herhalde 5 karış bir odada olacağım. Tüylerimin ürperişini etlerime dağıtacağım. Tek nefeslik bir yerde bir nefes bile alamayacağım.

Şimdiye kadar karşılaştığım en iyi dostlar kalbim ve aklımdır. İkisi de daima kusurlarını örtüp duruyor. Bence kalbim beynime hançer saplayacak böyle hissediyorum ama dostlukların işi belli olmaz. Düşmandan gelecek hançere hazırsın o yüzden ne kadar derine de saplansa pek bir acısı olmaz. Fakat dostunun güneşi bile seni yakar. Kara kara düşünürsün ama aslında her şey bembeyazdır, açık seçiktir. Düşmanı dost bellemeyin. Dosta da düşman olmayın.

Hiç fikrimizin olmadığı bir kitapta, söylenen bir cümle o kitapta ki en güzel şey gelebilir. Fakat aslında kitabı okuyup bunu bir daha düşündüğümüz de belki de en saçma cümleden söz etmişizdir. Yani, insanları tanımaya çalışın. Ağzına bal çalan her arıyı kraliçe zannetmeyin.

Şöyle de bir şey var ki, bir insan bir şey hakkında ne kadar yorum yapıyorsa, o kadar az şey biliyordur. Adını sanını unuttum ama çok önemli bir profesöre "Felsefe nedir?"  diye sorarlar ve "Bilmiyorum." cevabını alırlar. Aslında bilmek bir şeyler söylemek değildir. Çok konuşursan çok kaybedersin. Çok kaybedersen de hiç kazanmamış gibi görünürsün. 

DEVAMINI OKU
10 yorum
Paylaş:

Şubat 24, 2017

Oda Kafası


Odamdaki sağ duvarım bana düşman gibi bakıyor. Sol da ki ise biraz daha insancıl. Halbuki ben onlara bir şey yapmadım. Sanırım doğal gaz petekleri sağ duvara ağır gelmeye başladı ki mızmızlanmaları duyabiliyorsunuz. Sol duvar rahat, sırtında bir tek boktan bir tablo taşıyor. En şerefsizi de tavandır herhalde. Niye mi? Gökyüzünü saklıyor benden, gıcığım ona. Zaten kıytırık bir ampul uzuvuyla bön bön bakıp duruyor deli oluyorum. Bunun üstüne güneşimi kapatan perdelerde var. Çaktırmıyorlar ama çok şey alıyorlar benden. Güneşimi kaybediyorum. Ekranıma yansıyan gün ışınlarını engellemekten başka bir şeye yaramıyorlar. Onlara da uyuzum. 3. katta otursak da sanki perde açık olduğu zaman birileri gizli gizli aptal kutumuza bakıyor sanıyorum. Çünkü ben hep mahallede yaşarken  böyle yapardım. Yaşlı ninelerin televizyonlarına bakardım. Genellikle Fox dizileri ya da Esra Erol olurdu. Gerçi şimdi kutu falan değil bildiğin kağıt gibiler ama ağza alışmış bir kere. Aptal kutusu. Bir tüp bize neleri öğretebilir ki?  Vallaha öğretmeyi bilmem de çok şey unutturuyorlar. Televizyon izlemenin zararlı olduğunu televizyondan öğreniyoruz o da ayrı bir ironi. Onu bunu geç de bize pas pas olan güzel halıma ne diyeceksin? Çok çaresiz adımlar gördü o da bunu çok iyi biliyor.  Ah ah, kuru götümü daha da kurutan canım misafir koltuklarım. Onlarda çok ıslak yastıklar gördü. Çok hıçkırıklar duydu. Beni üzerine serdi. Bir şey itiraf edeyim mi? Benim bir odam yok aslında. Misafir odasında, misafir koltuğunda yatıyorum. Aslında oda var ama 2 salon yapmak istediler niyeyse ben de anlamadım. Bilinçaltından mesaj evet kesinlikle. Hoba ben en önemli şeyi unuttum. Koltukların yanında ücretsiz verilen ama aslında koltukların fiyatlarının yüksek olmasıyla bedava olmuş olmayan canım masam. Çok çizikler hissetti o da. Üzerisi hep kalem izi dolu. Bir de beyaz ki hemen her şeyi belli ediyor lanet bırçi. Halıya da eziyet ediyor garibim o da sesini çıkaramıyor. 4 yarası var. Bir de biz basıyoruz. En köşede de televizyonun yanında bir tane boş kafes var. İçinde kuş yok ama sanki birileri hapsolmuş gibi geliyor o yüzden huzursuz oluyorum. Durum dengelensin diye hemen onun yanına da bir tane çiçek koydum. Arada fısıldaşıyorlar ama duyamıyorum. En son çiçek "Boş da olsan hapsetmek üzerine kurulusun.." dedi zaten ben oradan sonra bıraktım onları. Oda da soğuk olduğu için herkes bir negatif anasını satayım. Paramız yok tamam ama azıcık empati yapın olmuyor böyle. Zaten uyumamak üzere yaşıyorum neredeyse bari tek tük uyuduğumda mızmızlanmayın. Hepiniz öteki dünyada yakama yapışacaksınız biliyorum. Valla ben daha kestiğim tırnağımın hesabını nasıl ödeyeceğim onu bile bilmiyorum. Pencereler "Azıcık da ben içeride durayım!" diye isyan ediyor ben yardıma gidiyorum. Geldiim!

DEVAMINI OKU
22 yorum
Paylaş:

Şubat 15, 2017

Artık Kafama Göre



Selam arkadaşlar, dostlar. Artık kafama göre takılmayı planlıyorum. Nasıl?

Son zamanlarda şunu anladım. Kendi değerini bilmezsen, harcarlar seni. Üzerler ve bunu umursamazlar bile. Artık yazı yazmaktan bile soğutan yaratıklar var aranızda. Dünya'ya pislik yaymaktan başka bir boka yaramayan yaratıklar. Allah ıslah etsin. Dostlar, güvenmeyin.

Buradan tanıdığım ve dost bildiğim insanlar; Ece Evren, Mustafa Alnıak, Hikaye Kalpli Kadın, Kitap Gurmesi, Menfi Ebru Taş, Özgürlük Savaşcısı, ve Gökhan Tekin'dir. Bakın bu insanlar gerçekten bir şeyler başarmak için çaba sarf eden kişiler. Saygı duyun, hürmet gösterin.

Her neyse. Bitkinlik var üzerimde. Sanki 15 katlı bir binadan düşen bir bebeği bekliyor kollarım. Oradan oraya birileri için koşturmaktan yıldım. Yemin ederim bir an başkalarının hayatının rayına oturması için taş taşıyorum sanıyorum. Cümlem bile devrik. Devrik ama en azından bozuk değil. Böyle insan sevdiği her şarkıyı dinlediğinde aynı hissi tatmak istiyor ama o bile insana fazla gelebiliyor ya; işte öyleyim şu an. İlkler her zaman en iyisidir ve ilkinden daha iyisini yapmaya çalışmak ilklerin değerini bile düşürür. Bu yüzden hayatta bir kere sevdiğinizi unutmayın.

Kim çantasını sırtına alıp Heidi gibi dağlarda sekmek istemiyor ki? Sorsan "Bunlar hep kapitalist sistemin oyunları." derler. Ulan daha oy vermeye gidip EVET! damgasını deliğe tutturamıyoruz. Ülkemiz gülmeye değil bilgiye aç. Nerden geldim bu konuya bilmiyorum. Bence bunlar hep oyun oyun vallaha oyun.

Gel gelelim sevgililer gününe. Gelelim mi? Dündü evet ve şimdiye kadar gördüğüm en ilginç hediyeye şahit oldum. Babam anneme kinder pingui almıştı. Bence mantıklı yani samimi lan. Gidip çiçek koparırsan en az 5 yıl yatarsın. Yok lan o başka bir şeydi. Olsun yine de koparmayın, almayın çiçek. Kalbinizdeki çiçeklerden bahsetseniz yeterlidir bence. Bu günü hiç kutlamamış bir kişi olarak konuşayım, buralarda hava hoş.

Aslında bugün sitem yağdıracaktım, onu bile yazamadım. Artık burayı açık büfe gibi kullanacağım. Bazen yemek tepsisi gibi bazen de İtalyan usulü. Hem zaten hayatta kendimi kısıtlamaktan başka bir şey yapmıyorum, bari burada özgür olayım.

Geçenlerde bir söz geçti aklımdan; "Gülen gözlerinden tut da güzel kirpiklerine kadar uzun bir sevdaydı benimkisi. Annemin başımı okşadığı his, abimin verdiği öğüt kadar akıllısın."

Herkese sevgiler, selamlar. Son bir şey, birbirinizi sevin. Çok zor değil ya böyle bakıyorsun gülüyorsun bitti. Hadi Allaha emanet.

DEVAMINI OKU
18 yorum
Paylaş:

Şubat 09, 2017

Tembel Edebiyatı


Selam millet, nasılsınız neler yapıyorsunuz? Mükemmel bir hayatı yaşamak için çalışmaya devam mı? Ah canlarım benim.

En son ne zaman bir insana değer vermek istedim, hatırlamıyorum. Gözüm o kadar kötülüğe, nankörlüğe, haksızlığa alışmış ki; insanların yaklaşımlarını samimi bulamıyorum. Belki de bencil bir insanım. Şöyle düşünün, bana şu Dünya'da çıkarı için yaşamayan bir insan gösterin? Arama boşuna yok. Fedakarlık gebermiş gitmiş. Fedakar insanlar artık keriz diye adlandırılıyorlar biliyorsunuz değil mi? Ah bazı piçler insanları aşağılamaktan kendini alıkoyamıyor.

Kayboğuşmak. Tek kelimede anlattım değil mi? Kaybolduğum yerde kendimle boğuşuyorum yardım edin. Aslında kaybolmadım ulu orta yerde bekliyorum birilerini. Sanki uçan bir cisim gelip beni götürecekmiş gibi. Sanki onun olduğu yere beni ulaştıracakmış gibi. Ortada kalmış ortalık kişiyim. Bekliyorum.

Gözlerim hiç de bu Dünya'ya tutunmak istemiyor. Soba tınkırtısında gebermek istiyorum. İnsanlarla boğuşmaktan yoruldum. Birilerini ezmekten utandım.

Yaşamak, pamuk şekeri yapan amca gibi.  Aslında çok sevilen bir şey yapıyor ama yapmaktan sıkılıyor. O şekerin pamuktan yapılmadığına defalarca şahit oluyor. Bıkıyor ama sırf birileri seviyor diye yapmaktan vazgeçmiyor.

Birileri yakamızdan tutup "Lan nereye gerizekalı, nereye!? Nereye koşturuyorsun nereye ulaşmaya çalışıyorsun!?" diye sormalı. Hakikaten sabah'ın 6'sında kalkıp nereye koşuyoruz? Birileri bu uzun koşturmaların sonunda size "Helal olsun vallaha." desin diye mi bu aceleniz. Artık Dünya devri değişiyor. Herkes fakir olacak, kimse kimseye yetmeyecek. Ulan kimse demedi ki "Ben hayallerime koşuyorum." 1 saat sonra kapıyı çaldı zaten "Otobüsü kaçırdım." diye.

Yayının ismi tam bana layık. Tembel edebiyatı. Şey gibi yani. "Şu şu kitabı okudunuz mu?" sorusuna "Ben bir iki sayfasına bakmıştım." cevabı gibi. Bilmeyip de bilenlerden önce konuşan tiplerden. Kendimi seviyorum ya. Kimseyi dinlemiyor eziyor geçiyor vallaha kerata.

1 veya 2 gün sonra Emine Bektaşi'nin paylaştığı "Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler" akımına bende katılacağım. Başlığa tıklayıp onun yazısını da okuyabilirsiniz. Saçmaladık bugünde, vesselam.

DEVAMINI OKU
9 yorum
Paylaş:

Şubat 06, 2017

Bu Hafta Ne Öğrendim? #29



Dostlar merhaba, fark ettiniz mi bilmiyorum ama haftalık yayın planımı değiştirdim. Artık Pazartesi "Bu Hafta Ne Öğrendim?" Perşembe "Kişisel Yazı" ve bir de istenilen zamanda ekstra yayın paylaşacağım. Umarım bu düzende güzelce ilerlerim. Hadi şimdi bilgilere başlayalım, özlendi.

1. Harvard Üniversitesi'nde görev yapan bilim insanları 1 asırdır bilim dünyasında teori olarak kalan Metalik Hidrojen'i üretmeyi başardı. Roketler ve süper iletkenler için kullanılabilecek.

2. 15 temmuz 2016'dan bugüne yeni doğan 61 bin bebeğe Ömer Halisdemir ismi verildi. (Ulan ne kadar güzel bir şey bu, adını yaşatmak gurur verici. İnşallah büyüyünce isimlerine layık birer vatandaş olurlar.)

3. Yasuo Takamatsu adında bir Japon, büyük Tsunami'nin ardından 5 yıldır denizde kaybolan eşini arıyor. (Ölüsünü ölüsünü hemen ilginç düşünmeyin.)

4. İngiltere'de örümcek ağından antibiyotikli bandaj üretildi. Yaraları iyileştirmek ve ilaç vermek için kullanılacak. (İlaç vermek için değil de yaraları iyileştirme konusunda yararlı olabilir. Kabuk bağlama süresini en aza indirgeme gibi.)

5. İnsanların %93'ü yatağa girmeden önce kaç saat uyuyacaklarını hesaplıyor. (aahaha ben dakikasını bile hesaplıyorum sen ne diyorsun.)

6. Biliyorsunuz geçenlerde Instagram'a canlı yayın özelliği geldi. Bende hemen ünlüler neler yapıyor acaba dedim ve Dünya gündemine teker teker bakmaya başladım. David Beckham'ın oğlu Brooklyn canlı yayın açmıştı bende biraz izleyeyim dedim. Bir baktım ki Beckham yoruma "Senin okulda olman gerekiyordu." yazdı. Kahkaha attım bildiğin, ünlü de olsalar onlarda baba-oğul değil mi? (tabii ki u should be at school yazdı.)

7. "Eski insanlar nasıl bu kadar üretkendi?" sorusuna alın cevap. Uyumamak için saçını duvara bağlayan bir insan. (1948)


8. İnsan aslnda 3 kişiliğe sahip; olduğu sandığı, diğer insanların gördüğü ve gerçekte olduğu kişi. (Merak etmeyin yani kimse kişiliksiz değil.)

9. Önemli duyuru heyy! 5 şubat'tan sonra WhatsApp'ta ekran görüntüsü alınca karşı tarafa bildirim gideceği iddia edildi. (Doğruluğu kesin mi bilmem ama siz yine de dikkatli olun.)

10. Siz bu yazdığımı okurken Youtube'da 300 saatlik videolar yüklenmiş olacak ve bütün videoları izlemek 2 bin yılınızı alacak.

11. Son bir söz: "Sıradan insanların büyük televizyonları, sıra dışı insanların ise büyük kütüphaneleri vardır." - Robin Sharma

Dostlar bugünlük de böyle. Perşembe günü görüşmek üzere kendinize iyi bakın.

DEVAMINI OKU
13 yorum
Paylaş:

Ocak 12, 2017

PARA


Hepinizin zayıf noktasından vurmaya geldim. Değer kavramının yok olduğu bir konuya geldim. Para. Ne kadar çok seviyoruz değil mi böyle onu elimizde hissetmek istiyoruz. Ona var olduğumuzu kanıtlamak istiyoruz. Can bile alıyoruz onun için. Çünkü "Bunlar hep ihtiyaç ya." diyoruz. Ben Dünya hayatında hiçbir zaman en güzelini göremedim. Çünkü en güzeli yok. Bir elbise alırsın daha güzeli vardır. Bir ev alırsın daha şaşaalısı vardır. Bir telefon alırsın daha akıllısı vardır. Bir araba alırsın daha hızlısı vardır. Bir insan tanırsın daha pezevengi vardır. Vardır da vardır.

Dünyadaki güzellikler insan nefsi için çok zayıf kalıyor. İnsanlar hep olmayanı ister ya da olmayıp da yeni çıkanı. Yeni bir saç stili, yeni bir ayakkabı, yeni bir müzik. Bakın çok ciddiyim bir gün çok eski kıyafetlerle sokağa çıkın ve insanların size davranışlarını göz önünde bulundurun. Size farklı davranırlar oysa ki hepimizin bir örtülük bedeni var. Size değil üstünüzdeki zerzevata saygı gösterirler resmen. Tabii ki şık olmak hepimizin hakkı. Şaka lan şaka hani her eleştiriden sonra diyorlar ya "Tabii ki insanımız en güzelini hak ediyor." Bok hak ediyor. Hiçbir şey hak ettiğimiz yok.

Geçenlerde bir dostumla yemek yemeye gidiyorduk. Soğuktu tabii ki ama sıkı giyinmiştik. Yolda giderken, sohbet ederken yerde köşede bir şeyler satan bir çocuk gözüme çarptı. Annesi de yanındaydı sanırım. Ne sattığını görmedim ama penye ile oturduğunu fark ettim. O havada, o soğukta. Sanki o an üstümdeki tüm kıyafetler yok olmuştu. "Şimdi biz yemek yemeye mi gidiyoruz o burada bu haldeyken?" dedim ve dostumla tüm yol boyu konuşamadık, yemekte yemedik. Elimdeki para ona bu imkanları sağlamazdı fakat bir şeyler yapmalıydım. Sonra içimden dedim ki "Ulan bende herkes olmuşum. Günü kurtarmanın peşine düşmüşüm, ben mahvolmuşum."

Her neyse, diyorum ki şu para ne kötü bir şey. İnsanın bakışlarını bile değiştiriyor. 1 gün kiranı geciktirirsen ev sahibi yan kesiciliğe başlıyor. 1 gün maaşları geç yatırırsan işçiler iş yavaşlatma eylemi başlatıyor. 1 gün baba vefat ederse mezar başında malları bölüştürüyorlar. 1 gün 1 gün 1 gün...

E para olmazsa bu sektör nasıl dönecek? Para olsun kardeşim ama azcık elin açık olsun. Kazandığında daha fazlasını iste fakat bunu muhtaçlar için de iste.

Ben mesela gizli bir şekilde insanlara yardım eden o insanlara bayılıyorum. Geçenlerde Acun Ilıcalı Murat Boz'un yaptığı bir iyiliği, konusu açıldığı için söylemek zorunda kaldı ve Murat bu durumda çok mahcup oldu. Çok sevindim buna yani en azından hala güzel insanlar yaşıyormuş diyebiliyorsun. Çok şükür.

Hayatım boyunca hiç cüzdan taşımayacağım. Çünkü benim saklayacak, koruyacak param hiç olmayacak. Yaşamadığım hayatı en dibine kadar yaşayan insanlar var ve bunlara yardım edilmiyor. Ben kazanınca edeceğim Allah'ın izniyle. Yani amacımız dediğimiz gibi karın doyurmak ise bunu yapmak zorundayım, zorundayız. Sakın görmezden gelmeyin. Görmezden gelmek, insanı çok aşağılık bir duruma çeker. Yalnızlığı, çaresizliği ve geçinemeyen insanları görmezden gelmeyin.

Milyon dolarlar kazansan da o toprak seni sıkacak. Sarıp sarmalayacak. Sen de hiçbir şey yapamayacaksın. Çünkü hayat bunu gerektirir. Hayat ani bir trafik kazası gibi; Mutlu mesut ilerlesin, güm edersin sonra, çarpmanın etkisiyle bir yerlere savrulursun, sonra ya yaşarsın ya da ölürsün. Eğer ağır yaralıysan da biraz zor yaşarsın. Tabii paran varsa kesin yaşarsın o ayrı. Kafasından birkaç kez vurulan İbrahim Tatlıses nasıl yaşadı da bir ameliyat parasını ödeyemediği için ölüme terkedilen insan nasıl öldü? 200'lükleri gösterirsen gaza geliyorlar herhalde anlamadım ben bu işi.

1400 lira para için beli kırılan bir garip anam var. Maksat ben bir yerlere yükseleyim. Ana, senin boyunu büktükten sonra en yükseklerde olsam ne yazar? Oğlundan olmayacak fazla ümitlenme. Fakat şu var. Yeri geldi ailemle kuru ekmeği de ıslattık, mumun altında kuru fasulye de yedik. Fakat biz hiç para demedik. Biz değerlere göre hareket ettik. Hani o ramazan ayında ne olursa olsun o sofra bereketli olur ya, biz o sofra gibiydik işte.

Akıttığınız her ter karşılığında bir alkış isteyin. O döktüğünüz terin karşılığını da insanlarla paylaşın.

Bu başlık altında tez yazıyorum. Tez diyorum ama açılımı "İçimden dökülen buz parçalarının yazıya dökülmüş hali" oluyor. Her neyse umarım bir şeyler katmışımdır. Şu yazıyı insanlara okutun ki biz de para kazanalım olmuyor yani. Peh.

DEVAMINI OKU
8 yorum
Paylaş: