Haziran 04, 2017

17 Dikiş İzi


Silinmek gerekir bazen. Gerçekten kaybolmak ister insan bir süreliğine. Fakat silmek, birşeyleri geri de bırakabilir. İzler bırakabilir. Ama kaybolmak öyle mi? Yok olur. Hiç olmamış gibi yok olur. Bendeniz, biraz gitmek istedim. Bir şeyler yazıp birileriyle bunları paylaşmak bana çok özensiz geldi. Yazdıklarımı bir yerlerde saklayarak, onlara saygı duydum. Onları sadece var olmasını sağlayanla başbaşa bırakmak istedim.Yani kendimle.

Aslında bana sizi unutturan şey "kargaşa" oldu. İşin kötü tarafı kendimi de unutmama sebep oldu. Elimdeki kalemi öyle sert sıkıyorum ki sanki yazacaklarım daha beklenemeden unutulacak. Pek bahsetmedim ama burası benim bodrum katım. Üst katlarda bir sürü tantana çıktı haberin bile yok. O yüzden inemedim yanına kusura bakma. Burası da amma karanlık, biraz da soğuk. Bensiz ıssız kalmış, üzüldüm.

Kimse benim 17 yaşım olamaz. Ben buraya gelirken öyle bir kaza geçirdim ki, bugün doktorun dikişime 17. imzasıdır. Çok acıtıyor. Her iğne deliği beni öldürecek kadar ağlatıyor. Çünkü bu devamının geleceğinin bir habercisi. Şayet yara kapanmadan kaçmazsam yaralarıma kaç dikiş atılacak bilmiyorum. Gittiğim bu serüven bana daha ne kadar yaralar kazandıracak, onu da bilmiyorum. Tek bildiğim; sağ kalmayacağımdır. Her gün bir önceki günden daha kaskatı kesiliyorum. Siz hiç 17 yaşınızda 80'ni devirdiniz mi? Ben nakavt edeli çok oldu.  Kafamda birçok kişiyi öldürdüm, elime kan izi bulaştırmadan. Hepsinde de haklıydım. Ölmeyi idamlardan daha fazla hakediyorlardı. Günlük hayatınızda gördüğünüz o insanlar, mutlaka birilerini öldürmüşlerdir. Tek bir söze, tek bir darbeye, tek bir mermiye bakar her şey. Hayatınızı gözlerinizi ovuştururken kaybedersiniz. Bir gün güvendikleriniz nefret listenize eklenecektir, kimse bundan şüphe duymasın. Cesaretiniz varsa kafalara sıkın, hayallere değil. Kimse itiraz ettiğiniz bir hayatı yaşamayı bırakacak ya da övdüğünüz bir hayatı zorla yaşayacak zorunda değildir. Hayali olanın hayatı da olur. Kırıklıklardan ne zevk alıyorsunuz? Birilerinin hayali olamadıktan sonra güzel bir hayatınız olmuş, ne yazar ki?


Beli kırık ve ağlamak isteyen bir çocuk bugün. Bugün ilk düşüşüm. İlk yara izim. Annemin acısıyım ve hala da acılarıyım. Eminim ki beni doğurduğu için sevinçli bir kalbi yok. Neden olsun ki? Başarısızlıklarla dolu günler ve haftalar olan bir hayat sürüyorum, sürüklüyorum. Hayat acılı, tatsız tuzsuz devam ediyor. Birisi sanki içimden zevklerimi çalmış gibi. Sanki huysuzluklar yüklemiş gibi. Tam tamamlanmadım sanırım. Beni tamlayacak insanda buralardadır muhtemelen, eminim. Hissediyorum ve hayallere kapılıyorum. Kalbimdeki sofra ona da, size de yeter. Hayallerimden vazgeçirecek insanlardan uzak durursam, uzun bir serüven beni bekliyor. Fakat yıllar sonra buralara gelip gülmek istemiyorum. Çünkü insan o zaman kaybediyor. Geçmişe gülmek, ağlamanın bir diğer versiyonu.

Her neyse, bugün doğum günüm. Her zaman uyudum, bugünde öyle yapacağım. Çünkü doğmak, uyumaktır. Ve Zakkum ne diyor; "Uyuman gerekir, büyümen için." Uyumaktan kastım kafayı yastığa gömmek değildi yanlış anlamayın, gerçekten uyumak, düşümsemek.

Seni ve sizleri bir şarkıyla birlikte bırakıyorum. Umarım hepimiz şu fani Dünyadan daha fazla yara ve yara izi biriktirmeden göçeriz. Hayallerinizi takip edin.
Kötü İnsanları Tanıma Senesi - Sagopa Kajmer

DEVAMINI OKU
11 yorum
Paylaş:

Mart 31, 2017

Programlanmış Günler ve İnsanlar


Bana bir baksanız, tekrardan baktığınıza pişman olursunuz. O denli densizim. Karşımdakiler böyle düşündükçe bende böyle olduğuma inanmaya başladım. Kaldırımın ucundan hızlıca yürüyerek giden ve tek amacı gideceği yere varmak olan bir gençtim. Sanki pelerin vardı sırtımda, beni görünmez yapan. Üşüsem bile belli etmezdim, göze batmamak için. Bazen dişlerim titreşime meydan okurdu. Bazen kollarım ürperen kedi gibi gözükürdü. Bazen bacaklarım kesilecek olan koyun gibi titrerdi. Bazen sırtım yaralara rağmen dik durmakla meşguldü. Ben bazenlerden ibarettim. Yalnızlık koynuma sırnaşmış, kimsenin yanıma yaklaşmasına izin vermiyordu.  "Ne oldu?" diyene ben değil, yalnızlığım tekmeler savururdu. Mesela yutkunurken ki o yalnızlığı sizden başkası hissedemiyor değil mi? Bunu ben de biliyorum. Gözyaşınızı tam silmişken bir yenisinin daha düşmesi, çok kötü hissettiriyor. Tırnakların üşüyor ve avucunuzu sıkarak onları ısıtmaya çalışıyorsunuz. Olmuyor o da, bu sefer ellerinizi ceplerinize sokuyorsunuz. Hem ısınmıyor hem de beş parasız olduğunuzu görüyorsunuz. Üzülmüyorsunuz çünkü alışıyorsunuz. Alıştıkça da ölüyorsunuz.

Programlanmış günleri yaşamaktan ve kurulmuş insanları görmekten yoruldum. Her gün azar listesi, bağırma seansları, ıslak selpaklar, acıma içgüdüsü, hüzünlenme, hayıflanma saatleri, boş verme düşünceleri ve kapanış. "Yarın ne yapacaksın?" sorusu tedavülden kalktı onun yerine "Yarın boş zamanın var mı?" geldi. Zaman içerisinde dolu olabilirim ama genel olarak çizelgem boş.

Annesinin nefes alış-verişini taklit ederek uyumaya çalışan çocuklardık biz. Ne ara nefes alırken zorlanır olduk? İnsan bildikçe cahil kalır ya, yaşadıkça da ölüyormuş meğer. Kırık camlara ayak basan mı yoksa birinin canını yakacağını bilmene rağmen camı kırmak mı? Hayat tam da bu iki ikilemin arasındaki o masum düşüncedir. 'Kimsenin canı yanmasın ya.' 

Kendimi keşfedilmemiş şarkı gibi hissediyorum. Bence keşfedilmek zorunda da değilim. Keşfetmek bir anlamda da yok etmektir. Bulurlarsa ya bunarlar ya da bıkarlar. İnsanlar her zaman yok etmeyi amaçlar. Sürü halindekiler bir şeyleri sürekli kılmayı amaçlasa da yok etmek fıtratımızda vardır. Mesela 1 ağaç yaklaşık olarak 1000 insanın oksijen ihtiyacını karşılar. İnsanoğlu bunun farkında olsa bile ağacı kesmemek yerine "Daha az ağaç kesmek" düşüncesini uygular. Yani insanlar, yok edicidir. Keşke Dünyayı insanlar değil de uğur böcekleri keşfetseydi. Gezegenlere koloniler halinde yayılmaya çalışan insansı yaratıklar, keşfetmeye devam ediyor.

Velhasılıkelam, karışığız. Yazacağım o kadar şey ve yazmamak için o kadar çok sebebim var ki, ortalarda bekliyorum. Seni az bilinen ama bilinenlerden sevilen bir şarkıyla bırakmak istiyorum ve bırakıyorum.

Fotoğraf: Burçin Albayrakoğlu

Emir Can İğrek - Devriliyorsam

DEVAMINI OKU
15 yorum
Paylaş:

Mart 12, 2017

Ürperten Hokkabaz


Yağmur damlaları usta bir hokkabaz. Gözyaşımı kaybediyor aniden. Aralara sular serpiştiriyor ki görmek istediğimiz şey aslında damlalardan ibaret olsun. Bulutlar ise hokkabaz kitabı. Sayfaları araladıkça damlalar adeta kesilen yaradan fışkıran kan gibi yere rastgele dökülüveriyor. Ağlamaklı oluşum beni zayıf  kılıyor her zaman. Sağ bacağımın bir anda titremesi ya da ellerimin bir anda buz tutması beni güçsüz gösteriyor. Ellerimi her suratıma götürdüğümde duvarların bana doğru koştuğunu hissediyorum. Her kulaklık çözmem de ise üzüleceğimi biliyorum. Her gülüşüm de de bir gün ağlayacağımın farkındayım. 

Son sayfayı okuyamadan denize düşmüş kitap gibiyim. Sonum belli değil, yolum belli değil. Bir karaya vuracağım elbette ama anlaşılmak için ilk sayfadan okumaya başlayacaklar. Bazısı atlayarak okuyacak, o zaman da biplenen komedi filmi gibi duracağım. Hissettiklerini dökmeyi becerebilseydi insan, tek cümle yazardı. O da mı yetmedi? Bir roman dolusu kelime saçardı. Ama yok, dökmek bize göre değil. Yazarken bile yere dökülen o ateşten sözleri içime gömüp devam ediyorum. Kıyamıyorum bazı kelimelere, dertlere. O kadar samimi ki gözyaşlarım, parmaklarıma düşüveriyor ve "Tek kelime daha yazma." diyor sanki. Fakat hırçın parmaklarıma söz geçmez vesselam. Bir gün inadımı kırıp yazmayacağım. O gün de herhalde 5 karış bir odada olacağım. Tüylerimin ürperişini etlerime dağıtacağım. Tek nefeslik bir yerde bir nefes bile alamayacağım.

Şimdiye kadar karşılaştığım en iyi dostlar kalbim ve aklımdır. İkisi de daima kusurlarını örtüp duruyor. Bence kalbim beynime hançer saplayacak böyle hissediyorum ama dostlukların işi belli olmaz. Düşmandan gelecek hançere hazırsın o yüzden ne kadar derine de saplansa pek bir acısı olmaz. Fakat dostunun güneşi bile seni yakar. Kara kara düşünürsün ama aslında her şey bembeyazdır, açık seçiktir. Düşmanı dost bellemeyin. Dosta da düşman olmayın.

Hiç fikrimizin olmadığı bir kitapta, söylenen bir cümle o kitapta ki en güzel şey gelebilir. Fakat aslında kitabı okuyup bunu bir daha düşündüğümüz de belki de en saçma cümleden söz etmişizdir. Yani, insanları tanımaya çalışın. Ağzına bal çalan her arıyı kraliçe zannetmeyin.

Şöyle de bir şey var ki, bir insan bir şey hakkında ne kadar yorum yapıyorsa, o kadar az şey biliyordur. Adını sanını unuttum ama çok önemli bir profesöre "Felsefe nedir?"  diye sorarlar ve "Bilmiyorum." cevabını alırlar. Aslında bilmek bir şeyler söylemek değildir. Çok konuşursan çok kaybedersin. Çok kaybedersen de hiç kazanmamış gibi görünürsün. 

DEVAMINI OKU
18 yorum
Paylaş:

Şubat 24, 2017

Oda Kafası


Odamdaki sağ duvarım bana düşman gibi bakıyor. Sol da ki ise biraz daha insancıl. Halbuki ben onlara bir şey yapmadım. Sanırım doğal gaz petekleri sağ duvara ağır gelmeye başladı ki mızmızlanmaları duyabiliyorsunuz. Sol duvar rahat, sırtında bir tek boktan bir tablo taşıyor. En şerefsizi de tavandır herhalde. Niye mi? Gökyüzünü saklıyor benden, gıcığım ona. Zaten kıytırık bir ampul uzuvuyla bön bön bakıp duruyor deli oluyorum. Bunun üstüne güneşimi kapatan perdelerde var. Çaktırmıyorlar ama çok şey alıyorlar benden. Güneşimi kaybediyorum. Ekranıma yansıyan gün ışınlarını engellemekten başka bir şeye yaramıyorlar. Onlara da uyuzum. 3. katta otursak da sanki perde açık olduğu zaman birileri gizli gizli aptal kutumuza bakıyor sanıyorum. Çünkü ben hep mahallede yaşarken  böyle yapardım. Yaşlı ninelerin televizyonlarına bakardım. Genellikle Fox dizileri ya da Esra Erol olurdu. Gerçi şimdi kutu falan değil bildiğin kağıt gibiler ama ağza alışmış bir kere. Aptal kutusu. Bir tüp bize neleri öğretebilir ki?  Vallaha öğretmeyi bilmem de çok şey unutturuyorlar. Televizyon izlemenin zararlı olduğunu televizyondan öğreniyoruz o da ayrı bir ironi. Onu bunu geç de bize pas pas olan güzel halıma ne diyeceksin? Çok çaresiz adımlar gördü o da bunu çok iyi biliyor.  Ah ah, kuru götümü daha da kurutan canım misafir koltuklarım. Onlarda çok ıslak yastıklar gördü. Çok hıçkırıklar duydu. Beni üzerine serdi. Bir şey itiraf edeyim mi? Benim bir odam yok aslında. Misafir odasında, misafir koltuğunda yatıyorum. Aslında oda var ama 2 salon yapmak istediler niyeyse ben de anlamadım. Bilinçaltından mesaj evet kesinlikle. Hoba ben en önemli şeyi unuttum. Koltukların yanında ücretsiz verilen ama aslında koltukların fiyatlarının yüksek olmasıyla bedava olmuş olmayan canım masam. Çok çizikler hissetti o da. Üzerisi hep kalem izi dolu. Bir de beyaz ki hemen her şeyi belli ediyor lanet bırçi. Halıya da eziyet ediyor garibim o da sesini çıkaramıyor. 4 yarası var. Bir de biz basıyoruz. En köşede de televizyonun yanında bir tane boş kafes var. İçinde kuş yok ama sanki birileri hapsolmuş gibi geliyor o yüzden huzursuz oluyorum. Durum dengelensin diye hemen onun yanına da bir tane çiçek koydum. Arada fısıldaşıyorlar ama duyamıyorum. En son çiçek "Boş da olsan hapsetmek üzerine kurulusun.." dedi zaten ben oradan sonra bıraktım onları. Oda da soğuk olduğu için herkes bir negatif anasını satayım. Paramız yok tamam ama azıcık empati yapın olmuyor böyle. Zaten uyumamak üzere yaşıyorum neredeyse bari tek tük uyuduğumda mızmızlanmayın. Hepiniz öteki dünyada yakama yapışacaksınız biliyorum. Valla ben daha kestiğim tırnağımın hesabını nasıl ödeyeceğim onu bile bilmiyorum. Pencereler "Azıcık da ben içeride durayım!" diye isyan ediyor ben yardıma gidiyorum. Geldiim!

DEVAMINI OKU
22 yorum
Paylaş:

Şubat 15, 2017

Artık Kafama Göre



Selam arkadaşlar, dostlar. Artık kafama göre takılmayı planlıyorum. Nasıl?

Son zamanlarda şunu anladım. Kendi değerini bilmezsen, harcarlar seni. Üzerler ve bunu umursamazlar bile. Artık yazı yazmaktan bile soğutan yaratıklar var aranızda. Dünya'ya pislik yaymaktan başka bir boka yaramayan yaratıklar. Allah ıslah etsin. Dostlar, güvenmeyin.

Buradan tanıdığım ve dost bildiğim insanlar; Ece Evren, Mustafa Alnıak, Hikaye Kalpli Kadın, Kitap Gurmesi, Menfi Ebru Taş, Özgürlük Savaşcısı, ve Gökhan Tekin'dir. Bakın bu insanlar gerçekten bir şeyler başarmak için çaba sarf eden kişiler. Saygı duyun, hürmet gösterin.

Her neyse. Bitkinlik var üzerimde. Sanki 15 katlı bir binadan düşen bir bebeği bekliyor kollarım. Oradan oraya birileri için koşturmaktan yıldım. Yemin ederim bir an başkalarının hayatının rayına oturması için taş taşıyorum sanıyorum. Cümlem bile devrik. Devrik ama en azından bozuk değil. Böyle insan sevdiği her şarkıyı dinlediğinde aynı hissi tatmak istiyor ama o bile insana fazla gelebiliyor ya; işte öyleyim şu an. İlkler her zaman en iyisidir ve ilkinden daha iyisini yapmaya çalışmak ilklerin değerini bile düşürür. Bu yüzden hayatta bir kere sevdiğinizi unutmayın.

Kim çantasını sırtına alıp Heidi gibi dağlarda sekmek istemiyor ki? Sorsan "Bunlar hep kapitalist sistemin oyunları." derler. Ulan daha oy vermeye gidip EVET! damgasını deliğe tutturamıyoruz. Ülkemiz gülmeye değil bilgiye aç. Nerden geldim bu konuya bilmiyorum. Bence bunlar hep oyun oyun vallaha oyun.

Gel gelelim sevgililer gününe. Gelelim mi? Dündü evet ve şimdiye kadar gördüğüm en ilginç hediyeye şahit oldum. Babam anneme kinder pingui almıştı. Bence mantıklı yani samimi lan. Gidip çiçek koparırsan en az 5 yıl yatarsın. Yok lan o başka bir şeydi. Olsun yine de koparmayın, almayın çiçek. Kalbinizdeki çiçeklerden bahsetseniz yeterlidir bence. Bu günü hiç kutlamamış bir kişi olarak konuşayım, buralarda hava hoş.

Aslında bugün sitem yağdıracaktım, onu bile yazamadım. Artık burayı açık büfe gibi kullanacağım. Bazen yemek tepsisi gibi bazen de İtalyan usulü. Hem zaten hayatta kendimi kısıtlamaktan başka bir şey yapmıyorum, bari burada özgür olayım.

Geçenlerde bir söz geçti aklımdan; "Gülen gözlerinden tut da güzel kirpiklerine kadar uzun bir sevdaydı benimkisi. Annemin başımı okşadığı his, abimin verdiği öğüt kadar akıllısın."

Herkese sevgiler, selamlar. Son bir şey, birbirinizi sevin. Çok zor değil ya böyle bakıyorsun gülüyorsun bitti. Hadi Allaha emanet.

DEVAMINI OKU
18 yorum
Paylaş:

Şubat 09, 2017

Tembel Edebiyatı


Selam millet, nasılsınız neler yapıyorsunuz? Mükemmel bir hayatı yaşamak için çalışmaya devam mı? Ah canlarım benim.

En son ne zaman bir insana değer vermek istedim, hatırlamıyorum. Gözüm o kadar kötülüğe, nankörlüğe, haksızlığa alışmış ki; insanların yaklaşımlarını samimi bulamıyorum. Belki de bencil bir insanım. Şöyle düşünün, bana şu Dünya'da çıkarı için yaşamayan bir insan gösterin? Arama boşuna yok. Fedakarlık gebermiş gitmiş. Fedakar insanlar artık keriz diye adlandırılıyorlar biliyorsunuz değil mi? Ah bazı piçler insanları aşağılamaktan kendini alıkoyamıyor.

Kayboğuşmak. Tek kelimede anlattım değil mi? Kaybolduğum yerde kendimle boğuşuyorum yardım edin. Aslında kaybolmadım ulu orta yerde bekliyorum birilerini. Sanki uçan bir cisim gelip beni götürecekmiş gibi. Sanki onun olduğu yere beni ulaştıracakmış gibi. Ortada kalmış ortalık kişiyim. Bekliyorum.

Gözlerim hiç de bu Dünya'ya tutunmak istemiyor. Soba tınkırtısında gebermek istiyorum. İnsanlarla boğuşmaktan yoruldum. Birilerini ezmekten utandım.

Yaşamak, pamuk şekeri yapan amca gibi.  Aslında çok sevilen bir şey yapıyor ama yapmaktan sıkılıyor. O şekerin pamuktan yapılmadığına defalarca şahit oluyor. Bıkıyor ama sırf birileri seviyor diye yapmaktan vazgeçmiyor.

Birileri yakamızdan tutup "Lan nereye gerizekalı, nereye!? Nereye koşturuyorsun nereye ulaşmaya çalışıyorsun!?" diye sormalı. Hakikaten sabah'ın 6'sında kalkıp nereye koşuyoruz? Birileri bu uzun koşturmaların sonunda size "Helal olsun vallaha." desin diye mi bu aceleniz. Artık Dünya devri değişiyor. Herkes fakir olacak, kimse kimseye yetmeyecek. Ulan kimse demedi ki "Ben hayallerime koşuyorum." 1 saat sonra kapıyı çaldı zaten "Otobüsü kaçırdım." diye.

Yayının ismi tam bana layık. Tembel edebiyatı. Şey gibi yani. "Şu şu kitabı okudunuz mu?" sorusuna "Ben bir iki sayfasına bakmıştım." cevabı gibi. Bilmeyip de bilenlerden önce konuşan tiplerden. Kendimi seviyorum ya. Kimseyi dinlemiyor eziyor geçiyor vallaha kerata.

1 veya 2 gün sonra Emine Bektaşi'nin paylaştığı "Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler" akımına bende katılacağım. Başlığa tıklayıp onun yazısını da okuyabilirsiniz. Saçmaladık bugünde, vesselam.

DEVAMINI OKU
9 yorum
Paylaş: